
Osmanlı İmparatorluğunun yıkılma sürecesine girmesinden sonra özellikle Tanzimat Fermanının ve 1908’de ikinci Meşrutiyetin ilanlarından sonra Osmanlı ülkesinde meydana gelen etnik ayrışmalar ve ayaklanmalar devleti parçalanmaya yönelmiştir. Bunların önüne geçmek için Osmanlıcılık ve İslâmlık gibi akımlar geliştirilip uygulanmaya konulmaya çalışılmış fakat bunların milli birliği ve ülke bütünlüğünü korumaya yetmeyeceği kısa zamanda anlaşılmıştı. Bu durum, ülkenin dertleri ile ilgilenen genç aydınları derinden üzüyor, onları ülke ve millet sorunlarına çareler aramağa yöneltiyordu. Hele birde Osmanlı ülkesinin kurucusu ve temelini oluşturan Türk milletinin kendi kimliğinden uzak yaşaması bu aydın geçliği daha da hareketlendirerek çözümler aramaya itmiştir.
İşte bu durumu değiştirmek ve Türk milletine asli kimliğini hatırlatmak için faaliyete geçen aydın Türk evlatları olan 190 Askeri Tıbbiye öğrencileri bundan tam 95 sene önce yani 25 Mart 1912’de Türk Ocağı’nı kurmuşlardır. Tabii bu öğrenciler kuruluş aşamasına gelmeden önce dönemin ünlü Türkçülerine danışmışlar ve onlarında katılımlarıyla bu derneği kurmuşlardır. Bu ünlü Türkçülerin başında da Yusuf Akçura, Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Ağaoğlu ve Fuat Sabit Ağacık gelmektedirler.
Kurulan bu derneğin “Esas Nizamname”sinin hazırlanması gibi işlemler yapıldıktan sonra yukarıda saydığım Türkçülerin başkanlığında 25 Mart 1912 yılında dernek kurulur ve kuruluş amacı da şu şekilde açıklanır: “Akvam-ı İslâmiyenin bir rükn-i mühimmi olan Türklerin milli terbiye ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve i’lasıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmak.” Dernek amacını gerçekleştirmek için “Türk Ocağı adı ile kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitaplar ve risaleler neşir edecek, mektepler açmaya çalışacak”tır. Türk Ocağının amacına ulaşmağa çalışırken “sırf milli ve içtimai bir vaziyette” kalacağı belirtilmekte, “Asla siyaset ile uğraşılmayacak ve hiçbir vakit siyasi fırkalara hadim bulunmayacaktır” denilmektedir.
Türk Ocağı bir yandan İstanbul'daki merkezinde faaliyet gösterirken bir yandan da, başta İzmir’de olmak üzere, belli başlı şehirlerde şubeler açarak çalışmalarını yaymağa girişir. Şube sayısı 1916’da 25’e, 1919’da 35’e yükselir. Fakat o yıldan başlayarak, Sevr Anlaşması uyarınca Osmanlı yurdunu işgal etmeğe başlayan istilacı güçler, halkı onlara karşı koymaya özendiren, açık hava toplantıları (Fatih ve Sultanahmet mitingleri), vb. düzenleyerek halkın milli duygularını harekete geçirmeğe çalışan Türk Ocaklarını, başta İstanbul’daki merkezi olmak üzere, basmağa ve kapatmağa başlarlar. Bazı üst yöneticilerini Malta’ya sürerler. Zaten Ocağın genç üyelerinin çoğu, istilacılara karşı açılan kurtuluş mücadelesine katılmak üzere kurulan oluşumlara katılmaya başlarlar. Bu yüzden, Türk Ocağı çalışmaları, “Kurtuluş Savaşları” boyunca askıya alınır.
1922’de “Milli mücadele” zaferlerle sonuçlanınca Türk Ocağı’nın çalışmaları yeniden canlanır. Kapatılan şubeler yeniden açılır ve Mustafa Kemal Paşa’nın desteği ile bunlara bir çok yenileri katılır. Cumhuriyetin ilanından sonra başlatılan inkılâpların başlıca destekçisi ve yayıcısı Türk Ocakları olur. Bu dönemde açılan Ocakların sayısı, 1928 yılı başında 141’e ulaşmıştır. Özellikle, bu dönemde Ankara’ya taşınmış olan Genel Merkez’de birçok bilimsel ve sosyal toplantılar, kültürel etkinlikler düzenlenirken çok sayıda da eser yayınlanır. Şubeler de kendi imkanları çerçevesine halk okulları, dispanserler, başka sosyal kuruluşlar kurarak topluma yararlı olmağa çalışırlar.
1927 yılında Türk Ocakları CHP ile ilişkilendirilir. Lâkin Türk Ocaklarının Türkiye dışındaki Türklere yönelik düşünce ve etkinlikleri, bunların yaşadığı ülkelere egemen olan devletlerle olan siyasi ilişkiler dolayısıyla, CHP üst yönetim yetkililerince hoş karşılanmamaktadır. Bu durum Türk Ocağı'nın kapatılması yolunu açmış olur. Ocağın 10 Nisan 1931 günü yapılan son (olağanüstü) kurultayında, derneğin 264 şubesi ile birlikte tüzel kişiliğini feshetmesine karar verilir. Bu, şube temsilciliklerine CHP milletvekillerinin seçtirilmesi sonucu kolaylıkla elde edilmiş bir karardır. Bu kararla Türk Ocağı’nın görkemli Genel Merkez yapısı, yurt alanına yayılmış 141 parça mülkü, bütün nakdi varlıkları Cumhuriyet Halk Partisine devredilmiş, Ocağın 32.000 üyesi açıkta bırakılmıştır. Böylece Türk Ocağı’nın varlığı, geçici olarak sona erdirilmiş olur.
İkinci kuruluş,
Türk Ocaklarının günümüze kadar gelen ikinci varlık dönemi, 18 yıllık bir aradan sonra, 1949 yılında başlamıştır. 1931 yılındaki kapatılış sırasında Ocağın üst yöneticileri olan Hamdullah Suphi Tanrıöver, Dr. Hasan Ferit Cansever, Burhanettin Develioğlu, Ahmet Mazhar Akifoğlu, Dr. Fethi Erden, Ragıp Nurettin Ege, Tevfik Noyan, Cevat Mustafa Emecan ve Cemil Behçet’in kurucu olarak gösterildiği bir Türk Ocakları Yasası ile, Türk Ocağının 10 Mayıs 1949’da, İstanbul’da yeniden açılması sağlanmıştır.
Türk Ocağı, bu ikinci kuruluşunun ilk yıllarında gözle görünür etkinlikler gösterememiştir. Hatta çalışmaları uzun süre İstanbul, Tekirdağ ve Karadeniz Ereğlisi’nden ibaret şubelerle sınırlı ve oldukça sönük kaldı. Çünkü Ocağın yeniden kurulduğu o sıralarda milliyetçi gençler, yurdun her yerinde kurdukları kendi derneklerini başarıya ulaştırmak için çalışıyorlardı. İstanbul ve Ankara’da kurulu beş dernekle aralarında önce “Milliyetçiler Federasyonu”nu kurmuşlar, sonra da Türk Milliyetçiler Derneği adı altında tek kuruluş durumuna gelmişlerdi. O dernek, büyük bir atılımla, bir yıl içinde 50 şube kurarak ülkede etkili bir milliyetçilik rüzgarı estirmeğe başlamıştı. Bunlar, milliyetçi gençlerin, bir yaşlılar kulübü gibi gördükleri Türk Ocağı’na yönelmesini önlüyordu. Türk Ocağı’na yöneliş, gelişmesinden ürken iktidarın Türk Milliyetçiler Derneği’ni kapattırmasından ve Ankara’da dinamik bir şubenin kurulmasından sonra olabilirdi. O yıl Türk Ocağı’nın tarihi yapısı da intifa hakkı statüsünde Ocağa verilmiş, çalışmalar için zemin hazırlanmıştı.
1954 yılından başlayarak gençlerin desteği ile başarılı çalışmalar yapmağa başlayan Ocak, 1958’de Genel Merkez’in Ankara’ya nakledilmesi ile daha etkili çalışmalara yöneldi. Genel Merkezde kurulan Gençlik Kolu ile Sanat ve Edebiyat Kolu, Türk Ocağı çalışmalarını Ankara dışına taşıdılar. Fakat bu etkinlikler 27 Mayıs 1960 Askeri darbesi ile sarsıntıya uğradı. Ancak bu uzun sürmedi ve Ocak çalışmaları gelişerek sürdürüldü. 1968’de başlayıp 1980’e kadar gençler arasında yaşanan sağ-sol çatışmalarından Türk Ocağı da nasibini aldı. 1970 başlarında, intifa hakkı ile kullandığı yapı Ocağın elinden alındı. Ocak çalışmaları için kira ile tutulmuş, sosyal etkinlikler için uygun olmayan apartman dairelerine sığınılmak mecburiyetinde kalındı.
Bütün ülkede siyasi, sosyal ve ekonomik sarsıntılara sebep olan 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile birlikte, ülkedeki bütün derneklerin faaliyetleri durdurulmuştu. Bu yüzden Türk Ocağı da çalışmalarına ancak 15 Nisan 1984’te yeniden başlayabilirdi. Bu üç yıl yedi ay süren mecburi duraklamadan sonra Ocak, Genel Başkan Prof. Dr. Orhan Düzgüneş’in ve arkadaşlarının çabaları ile çabuk toparlandı. Yeni atılımlarla ülkenin en aktif gönüllü kuruluşlarından biri durumuna girdi. Şubeler yeniden canlandırıldı ve bunlara yenileri eklendi. 1988’den itibaren Türk Yurdu dergisi de düzenli olarak yayınlanmağa başlandı. Aynı çalışma özverisi sonraki Genel Başkanlar olan Sadi Somuncuoğlu ve Nuri Güngür’ün başkanlığındaki yönetimlerce de gösterildi.
Bu son dönemde, büyük artış gösteren ve çalışmaları düzenli, başarılı etkinlerin çalışmaları yanında, Genel Merkezde, süreli, başarılı etkinlikler düzenlendi.
Türk Ocağı Genel Merkezi’nin başlattığı düzenli etkinliklerden biri, iki yılda bir ekim ayında düzenlenen “Milli Eğitim Sempozyum”mudur. Her biri şubelerle işbirliği yapılarak ayrı bir şehirde yapılan bu bilim toplantıları yapıldıkları şehrin eğitim ve kültür hayatına da katkı ve renk götürmektedir. Bu toplantılar, sonu çift rakamla biten yıllarda yapılıyor.
Genel Merkez’in iki yılda bir düzenleye geldiği bir başka bilimsel etkinlik, 1987 yılında başlatılan ve sonu tek rakamla biten yılların Mayıs aylarında gerçekleştirilen “Milliyetçilik ve Milliyetçilik Tarihi İlmi Kongresi”dir. Bu kongreler de, Üniversitelerle işbirliği yapılarak değişik şehirlerde gerçekleştiriliyor.
Türk Ocaklarının faaliyetlerini genişletmek, özellikle de Türk dünyası ile ilişkileri geliştirmek amacıyla kurulması kararlaştırılan “Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı” 1988 yılında resmilik kazandı. Böylelikle Türk Dünyası ülkelerinden gelip ülkemize eğitim gören yüz kadar öğrenciye her öğretim yılında burs ve bunların başarılı olanlarına her öğretim yılı sonunda ödül verilmesi sağlandı. Ayrıca son dört yıldır, her Kurban bayramında Kerkük ve Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde, Kırım’da zulüm mağduru olarak çile çeken Türkler için, onların bulundukları yerlerde yüzlerce kurban kesilerek oraların yoksul insanlarına dağıtılması sağlanıyor. Vakfın gerçekleştirdiği en önemli atılım ise, ilk ve orta öğretim sınıfları bulunan “Türk Yurdu” lisesini açmasıdır. Bu lise üç yıldır öğrenci yetiştiriyor.
Türk Ocağı Genel Merkezi, olağan kurultaylarında verilmek üzere, değişik alanlarda hizmeti görülen seçkin kişilere armağan verilmesi uygulaması 1987 yılında başlattı. Bu armağanların bir özelliği de her birinin Türk Ocakları’nın ve Türk Milliyetçiliğinin ünlü kişilerinin adını taşımasıdır. 1992 ve 1994 yıllarında verilen “Hamdullah Suphi Tanrıver - Türk Ocağı Kültür Armağanı”, “Dr. Hasan Ferit Cansever - Türk Ocağı Hizmet Armağanı”, “Ziya Gökalp - Türk Ocağı İlim Teşvik Armağanı” ve “Prof, Dr Osman Turan - Türk Ocağı Türklük Araştırmaları Armağanı”na, 1996’da “Nihal Atsız - Türk Ocağı Türk Dünyasına Hizmet Armağanı” da eklendi. 1992’den beri verilegelmekte olan “Türk Ocağı Şeref Armağanı”ın adı başına da, 1998’de “Galip Erdem”in adı eklendi.
Türk Ocağı’nın başlatıp sürdürdüğü çok önemli bir başka etkinlik de Türk dünyası devlet ve topluluklarından yüzlerce gencin bir araya gelip Türklüğün sorunlarını tartıştığı, ülkelerinin kültürel varlıklarını birbirine tanıttığı ve sağlam dostluk köprüleri kurduğu “Türk Dünyası Gençlik Günleri” adlı yıllık toplantılarıdır. Her yıl Türk Dünyasının ayrı bir ülkesinde düzenlenen bu etkinliği gerçekleştirme hizmetinin yükünü Türk Ocağı üstelemektedir.
Ocağın yüzün ağartan çalışmalardan bazılarını da Türk Ocağı Hanımlar İcra Heyeti yürütmektedir. Belli sosyal ve kültürel etkinlikleri yanında, Türk Ocaklı hanımlar, Türk Dünyasından gelmiş kız öğrencilere burs sağlamak, önemli konularda bilimsel toplantılar düzenlemekle yetinmeyip bir de Pınar adlı haber bülteni yayınlamaktadırlar. Şimdi ise, bir Türk Dünyası Hanımlar Konferansı düzenlemenin çalışması içindedirler.
Türk Ocağı Hars Heyeti’nin çalışmaları da son yıllarda verimlilik sürecine girmiş bulunuyor. Ocağın düzenleyeceği bilimsel etkinliklerin planlama ve ön hazırlıklarının yapılmasında, önemli yurt ve millet sorunlarına ilişkin Türk Ocağı görüşünün belirlenmesinde, gerektiğinde bu tür olaylara ilişkin bildirilerin hazırlanmasında Heyet, Genel Merkez Yönetimine danışmanlık ve yardım ediyor.
Türk Ocağı Genel Merkezi, 50’den fazla şubesi ile olan ilişkilerini düzenli bir şekilde sürdürmekte, Genel Merkez Yönetim ve Denetleme kurullarının üyeleri yaz aylarında kendilerinde ayrılan şubeleri ziyaret ederek denetlemekte, güz aylarında ise yeni faaliyet dönemi çalışmaları hakkında bilgi ve görüş alış verişi yapmak üzere Genel Merkez yetkilileri ile bölgedeki şubelerin yetkililerinin katıldığı Bölge Toplantıları yapılmaktadır. Bu toplantılar yeni dönem çalışmaları için itici bir güç hizmeti görmektedir.
***
190 milliyetçi Türk evladının Askeri Tıbbiye Mektebi’nde kurdukları bu dernek Kurtuluş Savaşında çok önemli görevlerde bulunmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün çok önem verdiği Türk Ocakları hep onun inkılâplarının destekçisi olmuştur. Atatürk de gittiği her vilâyette hep Türk Ocağı derneğine uğramış ve en önemli konuşmalarını hep oralarda yapmıştır.
Şu anda yaptığı okullarla, neşrettiği eserlerle, gerçekleştirdiği konferanslarla daha önceki yıllarda yaptığı gibi milliyetçi bir gençliğin yetişmesine en büyük katkıyı Türk Ocakları sağlamaktadır. Bu derneği kuran o vatansever evlatların torunları olan bizler en az onlar kadar vatansever olmaya çalışıyoruz ve onların yadigârı olan bu derneğe hem fiilen hem de gönülden destek veriyoruz.
Allah böyle imanlı, vatansever insanlar yetiştiren dernekleri, dernek çalışanlarını ve gönüllülerini daima muzaffer eylesin.
Yüce Allah Türk’ü korusun ve yüceltsin.
|