Alemde Şer, OĞUZ'da Er Tükenmez!

24/3/2007 - TÜRK OCAKLARININ 95. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ

Kategori: Tarih

 

Osmanlı İmparatorluğunun yıkılma sürecesine girmesinden sonra özellikle Tanzimat Fermanının ve 1908’de ikinci Meşrutiyetin ilanlarından sonra Osmanlı ülkesinde meydana gelen etnik ayrışmalar ve ayaklanmalar devleti parçalanmaya yönelmiştir. Bunların önüne geçmek için Osmanlıcılık ve İslâmlık gibi akımlar geliştirilip uygulanmaya konulmaya çalışılmış fakat bunların milli birliği ve ülke bütünlüğünü korumaya yetmeyeceği kısa zamanda anlaşılmıştı. Bu durum, ülkenin dertleri ile ilgilenen genç aydınları derinden üzüyor, onları ülke ve millet sorunlarına çareler aramağa yöneltiyordu. Hele birde Osmanlı ülkesinin kurucusu ve temelini oluşturan Türk milletinin kendi kimliğinden uzak yaşaması bu aydın geçliği daha da hareketlendirerek çözümler aramaya itmiştir.

 

 

İşte bu durumu değiştirmek ve Türk milletine asli kimliğini hatırlatmak için faaliyete geçen aydın Türk evlatları olan 190 Askeri Tıbbiye öğrencileri bundan tam 95 sene önce yani 25 Mart 1912’de Türk Ocağı’nı kurmuşlardır. Tabii bu öğrenciler kuruluş aşamasına gelmeden önce dönemin ünlü Türkçülerine danışmışlar ve onlarında katılımlarıyla bu derneği kurmuşlardır. Bu ünlü Türkçülerin başında da Yusuf Akçura, Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Ağaoğlu ve Fuat Sabit Ağacık gelmektedirler.

 

Kurulan bu derneğin “Esas Nizamname”sinin hazırlanması gibi işlemler yapıldıktan sonra yukarıda saydığım Türkçülerin başkanlığında 25 Mart 1912 yılında dernek kurulur ve kuruluş amacı da şu şekilde açıklanır: “Akvam-ı İslâmiyenin bir rükn-i mühimmi olan Türklerin milli terbiye ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve i’lasıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmak.” Dernek amacını gerçekleştirmek için “Türk Ocağı adı ile kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitaplar ve risaleler neşir edecek, mektepler açmaya çalışacak”tır. Türk Ocağının amacına ulaşmağa çalışırken “sırf milli ve içtimai bir vaziyette” kalacağı belirtilmekte, “Asla siyaset ile uğraşılmayacak ve hiçbir vakit siyasi fırkalara hadim bulunmayacaktır” denilmektedir.

 

Türk Ocağı bir yandan İstanbul'daki merkezinde faaliyet gösterirken bir yandan da, başta İzmir’de olmak üzere, belli başlı şehirlerde şubeler açarak çalışmalarını yaymağa girişir. Şube sayısı 1916’da 25’e, 1919’da 35’e yükselir. Fakat o yıldan başlayarak, Sevr Anlaşması uyarınca Osmanlı yurdunu işgal etmeğe başlayan istilacı güçler, halkı onlara karşı koymaya özendiren, açık hava toplantıları (Fatih ve Sultanahmet mitingleri), vb. düzenleyerek halkın milli duygularını harekete geçirmeğe çalışan Türk Ocaklarını, başta İstanbul’daki merkezi olmak üzere, basmağa ve kapatmağa başlarlar. Bazı üst yöneticilerini Malta’ya sürerler. Zaten Ocağın genç üyelerinin çoğu, istilacılara karşı açılan kurtuluş mücadelesine katılmak üzere kurulan oluşumlara katılmaya başlarlar. Bu yüzden, Türk Ocağı çalışmaları, “Kurtuluş Savaşları” boyunca askıya alınır.

 

1922’de “Milli mücadele” zaferlerle sonuçlanınca Türk Ocağı’nın çalışmaları yeniden canlanır. Kapatılan şubeler yeniden açılır ve Mustafa Kemal Paşa’nın desteği ile bunlara bir çok yenileri katılır. Cumhuriyetin ilanından sonra başlatılan inkılâpların başlıca destekçisi ve yayıcısı Türk Ocakları olur. Bu dönemde açılan Ocakların sayısı, 1928 yılı başında 141’e ulaşmıştır. Özellikle, bu dönemde Ankara’ya taşınmış olan Genel Merkez’de birçok bilimsel ve sosyal toplantılar, kültürel etkinlikler düzenlenirken çok sayıda da eser yayınlanır. Şubeler de kendi imkanları çerçevesine halk okulları, dispanserler, başka sosyal kuruluşlar kurarak topluma yararlı olmağa çalışırlar.

 

1927 yılında Türk Ocakları CHP ile ilişkilendirilir. Lâkin Türk Ocaklarının Türkiye dışındaki Türklere yönelik düşünce ve etkinlikleri, bunların yaşadığı ülkelere egemen olan devletlerle olan siyasi ilişkiler dolayısıyla, CHP üst yönetim yetkililerince hoş karşılanmamaktadır. Bu durum Türk Ocağı'nın kapatılması yolunu açmış olur. Ocağın 10 Nisan 1931 günü yapılan son (olağanüstü) kurultayında, derneğin 264 şubesi ile birlikte tüzel kişiliğini feshetmesine karar verilir. Bu, şube temsilciliklerine CHP milletvekillerinin seçtirilmesi sonucu kolaylıkla elde edilmiş bir karardır. Bu kararla Türk Ocağı’nın görkemli Genel Merkez yapısı, yurt alanına yayılmış 141 parça mülkü, bütün nakdi varlıkları Cumhuriyet Halk Partisine devredilmiş, Ocağın 32.000 üyesi açıkta bırakılmıştır. Böylece Türk Ocağı’nın varlığı, geçici olarak sona erdirilmiş olur.

 

İkinci kuruluş,

 

Türk Ocaklarının günümüze kadar gelen ikinci varlık dönemi, 18 yıllık bir aradan sonra, 1949 yılında başlamıştır. 1931 yılındaki kapatılış sırasında Ocağın üst yöneticileri olan Hamdullah Suphi Tanrıöver, Dr. Hasan Ferit Cansever, Burhanettin Develioğlu, Ahmet Mazhar Akifoğlu, Dr. Fethi Erden, Ragıp Nurettin Ege, Tevfik Noyan, Cevat Mustafa Emecan ve Cemil Behçet’in kurucu olarak gösterildiği bir Türk Ocakları Yasası ile, Türk Ocağının 10 Mayıs 1949’da, İstanbul’da yeniden açılması sağlanmıştır.

 

Türk Ocağı, bu ikinci kuruluşunun ilk yıllarında gözle görünür etkinlikler gösterememiştir. Hatta çalışmaları uzun süre İstanbul, Tekirdağ ve Karadeniz Ereğlisi’nden ibaret şubelerle sınırlı ve oldukça sönük kaldı. Çünkü Ocağın yeniden kurulduğu o sıralarda milliyetçi gençler, yurdun her yerinde kurdukları kendi derneklerini başarıya ulaştırmak için çalışıyorlardı. İstanbul ve Ankara’da kurulu beş dernekle aralarında önce “Milliyetçiler Federasyonu”nu kurmuşlar, sonra da Türk Milliyetçiler Derneği adı altında tek kuruluş durumuna gelmişlerdi. O dernek, büyük bir atılımla, bir yıl içinde 50 şube kurarak ülkede etkili bir milliyetçilik rüzgarı estirmeğe başlamıştı. Bunlar, milliyetçi gençlerin, bir yaşlılar kulübü gibi gördükleri Türk Ocağı’na yönelmesini önlüyordu. Türk Ocağı’na yöneliş, gelişmesinden ürken iktidarın Türk Milliyetçiler Derneği’ni kapattırmasından ve Ankara’da dinamik bir şubenin kurulmasından sonra olabilirdi. O yıl Türk Ocağı’nın tarihi yapısı da intifa hakkı statüsünde Ocağa verilmiş, çalışmalar için zemin hazırlanmıştı.

 

1954 yılından başlayarak gençlerin desteği ile başarılı çalışmalar yapmağa başlayan Ocak, 1958’de Genel Merkez’in Ankara’ya nakledilmesi ile daha etkili çalışmalara yöneldi. Genel Merkezde kurulan Gençlik Kolu ile Sanat ve Edebiyat Kolu, Türk Ocağı çalışmalarını Ankara dışına taşıdılar. Fakat bu etkinlikler 27 Mayıs 1960 Askeri darbesi ile sarsıntıya uğradı. Ancak bu uzun sürmedi ve Ocak çalışmaları gelişerek sürdürüldü. 1968’de başlayıp 1980’e kadar gençler arasında yaşanan sağ-sol çatışmalarından Türk Ocağı da nasibini aldı. 1970 başlarında, intifa hakkı ile kullandığı yapı Ocağın elinden alındı. Ocak çalışmaları için kira ile tutulmuş, sosyal etkinlikler için uygun olmayan apartman dairelerine sığınılmak mecburiyetinde kalındı.

 

Bütün ülkede siyasi, sosyal ve ekonomik sarsıntılara sebep olan 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile birlikte, ülkedeki bütün derneklerin faaliyetleri durdurulmuştu. Bu yüzden Türk Ocağı da çalışmalarına ancak 15 Nisan 1984’te yeniden başlayabilirdi. Bu üç yıl yedi ay süren mecburi duraklamadan sonra Ocak, Genel Başkan Prof. Dr. Orhan Düzgüneş’in ve arkadaşlarının çabaları ile çabuk toparlandı. Yeni atılımlarla ülkenin en aktif gönüllü kuruluşlarından biri durumuna girdi. Şubeler yeniden canlandırıldı ve bunlara yenileri eklendi. 1988’den itibaren Türk Yurdu dergisi de düzenli olarak yayınlanmağa başlandı. Aynı çalışma özverisi sonraki Genel Başkanlar olan Sadi Somuncuoğlu ve Nuri Güngür’ün başkanlığındaki yönetimlerce de gösterildi.

 

Bu son dönemde, büyük artış gösteren ve çalışmaları düzenli, başarılı etkinlerin çalışmaları yanında, Genel Merkezde, süreli, başarılı etkinlikler düzenlendi.

 

Türk Ocağı Genel Merkezi’nin başlattığı düzenli etkinliklerden biri, iki yılda bir ekim ayında düzenlenen “Milli Eğitim Sempozyum”mudur. Her biri şubelerle işbirliği yapılarak ayrı bir şehirde yapılan bu bilim toplantıları yapıldıkları şehrin eğitim ve kültür hayatına da katkı ve renk götürmektedir. Bu toplantılar, sonu çift rakamla biten yıllarda yapılıyor.

 

Genel Merkez’in iki yılda bir düzenleye geldiği bir başka bilimsel etkinlik, 1987 yılında başlatılan ve sonu tek rakamla biten yılların Mayıs aylarında gerçekleştirilen “Milliyetçilik ve Milliyetçilik Tarihi İlmi Kongresi”dir. Bu kongreler de, Üniversitelerle işbirliği yapılarak değişik şehirlerde gerçekleştiriliyor.

 

Türk Ocaklarının faaliyetlerini genişletmek, özellikle de Türk dünyası ile ilişkileri geliştirmek amacıyla kurulması kararlaştırılan “Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı” 1988 yılında resmilik kazandı. Böylelikle Türk Dünyası ülkelerinden gelip ülkemize eğitim gören yüz kadar öğrenciye her öğretim yılında burs ve bunların başarılı olanlarına her öğretim yılı sonunda ödül verilmesi sağlandı. Ayrıca son dört yıldır, her Kurban bayramında Kerkük ve Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde, Kırım’da zulüm mağduru olarak çile çeken Türkler için, onların bulundukları yerlerde yüzlerce kurban kesilerek oraların yoksul insanlarına dağıtılması sağlanıyor. Vakfın gerçekleştirdiği en önemli atılım ise, ilk ve orta öğretim sınıfları bulunan “Türk Yurdu” lisesini açmasıdır. Bu lise üç yıldır öğrenci yetiştiriyor.

 

Türk Ocağı Genel Merkezi, olağan kurultaylarında verilmek üzere, değişik alanlarda hizmeti görülen seçkin kişilere armağan verilmesi uygulaması 1987 yılında başlattı. Bu armağanların bir özelliği de her birinin Türk Ocakları’nın ve Türk Milliyetçiliğinin ünlü kişilerinin adını taşımasıdır. 1992 ve 1994 yıllarında verilen “Hamdullah Suphi Tanrıver - Türk Ocağı Kültür Armağanı”, “Dr. Hasan Ferit Cansever - Türk Ocağı Hizmet Armağanı”, “Ziya Gökalp - Türk Ocağı İlim Teşvik Armağanı” ve “Prof, Dr Osman Turan - Türk Ocağı Türklük Araştırmaları Armağanı”na, 1996’da “Nihal Atsız - Türk Ocağı Türk Dünyasına Hizmet Armağanı” da eklendi. 1992’den beri verilegelmekte olan “Türk Ocağı Şeref Armağanı”ın adı başına da, 1998’de “Galip Erdem”in adı eklendi.

 

Türk Ocağı’nın başlatıp sürdürdüğü çok önemli bir başka etkinlik de Türk dünyası devlet ve topluluklarından yüzlerce gencin bir araya gelip Türklüğün sorunlarını tartıştığı, ülkelerinin kültürel varlıklarını birbirine tanıttığı ve sağlam dostluk köprüleri kurduğu “Türk Dünyası Gençlik Günleri” adlı yıllık toplantılarıdır. Her yıl Türk Dünyasının ayrı bir ülkesinde düzenlenen bu etkinliği gerçekleştirme hizmetinin yükünü Türk Ocağı üstelemektedir.

 

Ocağın yüzün ağartan çalışmalardan bazılarını da Türk Ocağı Hanımlar İcra Heyeti yürütmektedir. Belli sosyal ve kültürel etkinlikleri yanında, Türk Ocaklı hanımlar, Türk Dünyasından gelmiş kız öğrencilere burs sağlamak, önemli konularda bilimsel toplantılar düzenlemekle yetinmeyip bir de Pınar adlı haber bülteni yayınlamaktadırlar. Şimdi ise, bir Türk Dünyası Hanımlar Konferansı düzenlemenin çalışması içindedirler.

 

Türk Ocağı Hars Heyeti’nin çalışmaları da son yıllarda verimlilik sürecine girmiş bulunuyor. Ocağın düzenleyeceği bilimsel etkinliklerin planlama ve ön hazırlıklarının yapılmasında, önemli yurt ve millet sorunlarına ilişkin Türk Ocağı görüşünün belirlenmesinde, gerektiğinde bu tür olaylara ilişkin bildirilerin hazırlanmasında Heyet, Genel Merkez Yönetimine danışmanlık ve yardım ediyor.

 

Türk Ocağı Genel Merkezi, 50’den fazla şubesi ile olan ilişkilerini düzenli bir şekilde sürdürmekte, Genel Merkez Yönetim ve Denetleme kurullarının üyeleri yaz aylarında kendilerinde ayrılan şubeleri ziyaret ederek denetlemekte, güz aylarında ise yeni faaliyet dönemi çalışmaları hakkında bilgi ve görüş alış verişi yapmak üzere Genel Merkez yetkilileri ile bölgedeki şubelerin yetkililerinin katıldığı Bölge Toplantıları yapılmaktadır. Bu toplantılar yeni dönem çalışmaları için itici bir güç hizmeti görmektedir.

 

***

190 milliyetçi Türk evladının Askeri Tıbbiye Mektebi’nde kurdukları bu dernek Kurtuluş Savaşında çok önemli görevlerde bulunmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün çok önem verdiği Türk Ocakları hep onun inkılâplarının destekçisi olmuştur. Atatürk de gittiği her vilâyette hep Türk Ocağı derneğine uğramış ve en önemli konuşmalarını hep oralarda yapmıştır.

 

Şu anda yaptığı okullarla, neşrettiği eserlerle, gerçekleştirdiği konferanslarla daha önceki yıllarda yaptığı gibi milliyetçi bir gençliğin yetişmesine en büyük katkıyı Türk Ocakları sağlamaktadır. Bu derneği kuran o vatansever evlatların torunları olan bizler en az onlar kadar vatansever olmaya çalışıyoruz ve onların yadigârı olan bu derneğe hem fiilen hem de gönülden destek veriyoruz.

 

Allah böyle imanlı, vatansever insanlar yetiştiren dernekleri, dernek çalışanlarını ve gönüllülerini daima muzaffer eylesin.

 

Yüce Allah Türk’ü korusun ve yüceltsin.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

14/3/2007 - İSTİKLÂL MARŞI'MIZ 86 YAŞINDA!

Kategori: Tarih

 

Bağımsızlığımızın sembolü olan İstiklâl Marşı'mız bundan tam 86 yıl önce yani 12 Mart 1921 yılında T.B.M.M.'de kabul edilmiştir.

 

Yeni kurulan devletimizin bir "Milli Marş" yazılması hususunda Büyük Millet Meclisi'nin altı ay müddet vererek açtığı İstiklâl Marşı Müsabakası'na değişik şairler tarafından tam 724 şiir gönderilmiştir. Bunlar Maarif Vekaleti'nde teşkil edilen bir komisyonda incelenmiş ve içlerinden altı tanesi seçilerek Meclis Matbaası'nda bastırılıp mebuslara dağıtılmıştır.

 

Maarif Vekili Hamdullah Suphi Tanrıöver Bey, bu müsabakaya "nakdî mükâfat" vadedildiğinden dolayı katılmayan Mehmet Akif Ersoy'a bizzat müracaat ederek yazmasını istemiş Mehmet Akif Ersoy da ben mebusum, müsabakaya iştirak etmem; ayrıca yazarım diyerek teklifi kabul edip, ikamet etmekte olduğu Taceddin Dergahı'nda "Kahraman Ordumuza" ithaf ettiği İstiklâl Marşı'nı 17 Şubat 1921 günü tam 48 saatte yazmıştır.

 

İstiklâl Marşı'nın kabulünden sonra vadedilen "nakdî mükâfat" olan 500 Lira Meclis Muhasebecisi Necmeddin Bey tarafından Mehmet Akif Bey'e tevdi etmek istemiş lâkin Mehmet Akif Bey ise "Ben müsabakaya girmedim; bu para bana ait değildir" diye reddetmiştir. Fakat muhasebeci "Kanun metninde mükafatın, kazanana verileceği yazılıdır. Sizin marşınız kabul edilmiştir; bu para sizindir; Meclis Kasası'nda kalamaz. Siz usulen tesellüm edin, sonra istediğinizi yaparsınız" diye ısrar etmesi üzerine Mehmet Akif Bey, parayı alıp Sarıkışla Hastahanesi'ndeki yaralı gazilere bağışlamıştır.

 

Müsabakaya katılan şiirlerden altısı basılıp mebuslara dağıtılmıştı. Bunlardan birisi o zaman Meclis Zabıt Katipliğinde bulunmuş olan İhsan Kaftangil'in özel koleksiyonunda mevcut bulunan ve Mahir İz tarafından kitaplaştırılan aşağıdaki şiirdir:

 

Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın

Yurduma göz dikenler al kanlara boyansın

Ya ben, ya onlar diyen silahına dayansın...

Türk oğludur bu millet

Türkündür bu memleket.

 

Seni ihya için ey namı büyük

Vatanım uğruna öldük, öldük

Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük

Siper oldu sana dağlar gibi Türk...

Yürü ey milletin efradı yürü

Ak süt emmiş vatan evladı yürü.

 

Her gün yeni bir hile

Arkasında satıldık

Her gün yeni bir dille

Yurdumuzdan atıldık...

Hangi alçak el alır

El zinciri boynuna?

Kim Yunan'ı bırakır

Türk kızının koynuna?

 

Ey Müslüman ey Türkoğlu

Açıldı istiklal yolu

Benim bu son günlerimdir

Diyor bize Anadolu...

Çek sancağı Türk ordusu

Olmaz Türk'ün can korkusu.

 

Altı bin yıl efendilik yaptın

Kahraman Türk idi cihanda adın

Bir ateşten siperdin İslâm'a

Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın

 

Ey mazi-i havariki bin dasitan olan

Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan

Arslan yürekli ordu, demir giy silah kuşan

Zira hududu kapladı ateşle, kan, duman...

Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-şitab

Göster cihan-ı mağribe bir şanlı inkılab.

 

İstiklâl Marşı'mızla karşılaştırdığımızda manevi ve milli açıdan daha sığ kalan bu şiir İstiklâl Marşı olmaya pek lâyık değildir. Çünkü genel olarak Yunan Savaşı ele alınmıştır yani Kurtuluş Savaşının bütünü yoktur. Bu şiir gösteriyor ki İstiklâl Marşı'mızın o dönemi, yaşanan olayları milli ve manevi açıdan ne kadar güzel ifade etmektedir.

 

Hem Kurtuluş Savaşında yaptığı destekten dolayı hem de İslâmiyet'e son derece bağlı bir Müslüman Türk olan Mehmet Akif Ersoy tam bir Anadolu alperenidir. Yazımızı onun duasıyla bitirelim: "Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın (Amin)."

 

Büyük üsdat Mehmet Akif Ersoy'un yazmış olduğu ve necip Türk milletine ait olan bu marş ebediyen var olacak, Türkiye gibi baki kalacaktır. Üsdat sen rahat uyu. Ruhun şad olsun.

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

7/3/2007 - KAHRAMAN TÜRK KADINI

Kategori: Tarih

 

Necip Türk milletinin erkekleri kadar cesur ve basiretli kadınları da milli mücadelelerde vatan ve bağımsızlığını canla başla korumuşlardır. Yaradılış fıtratı olarak cesur evlatlar çıkarmış olan Türk milletinin kadınlarıda birer cesaret, fazilet abidesi gibi erkeklerinin yanında bulunmuşlardır.

 

Bu kahraman Türk kadınlarından bazıları şunlardır:

  

 

Tomris Hatun : Yüce hakan Tomris Hatun, yaklaşık 2500 yıl önce Türkistan'da devlet kurmuş olan Saka ve Peçenek Türklerinin hakanı idi aynı çağda İran'da da Ahamenid Sülalesi hakim bulunuyordu. Bu sülale zamanında İran orduları birkaç defa Türklerle savaşmışlardı. Tomris Hatın'un hakan olduğu çağda, İran'lıların başında Kirus adında bir hakan bulunuyordu. Daha önceleri Sakalarla savaşmış olan Kirus, Peçeneklere saldırdı. Bu savaşın nedeni Kirus'un Tomris'le evlenmek istemesi ve Tomris Hatun'un da bu teklifi reddetmesi idi. Bu reddin nedeni o çağın usullerine göre çok önemliydi. Çünkü Tomris Hatun Kirus'la evlenirse Tomris'in ülkesi Kirus'un olacaktı. Tomris'in red cevabından sonra Tomris'in oğlu ile Kirus savaştı bu savaşı Kirus kazandı. Bunu gururuna yediremeyen Tomris'in oğlu kahrından kendini öldürdü. Bu öncü savaşı kazanan gözü dönmüş Kirus Tomris ile savaşmaya başladı ama Tomris Hatun'a feci şekilde yenildi.  Tomris Hatun, azılı bir gaddar olan Kirus'un kafasını kan dolu bir fıçıya attırarak "hayatında kan içmeye doyamamıştın, şimdi doya doya iç" dedi. Bu olay yıllarca hatırlandı. Bu kadın başbuğ Tomris Hatun ulusunu ve yurdunu çok seven Türk kadınlarından birisiydi.

 

Süyün Bike : Altın Orda Devletinin fiilen yıkımasından sonra ortaya "Astrahan Hanlığı", "Kırım Hanlığı", Sibir Hanlığı" ve "Kazan Hanlığı"  gibi küçük Türk devletleri çıktı.

 

Kazan Hanlığı, iç mücadelerlerle de sarsılınca gittikçe zayıflamış ve Ruslar'ın müdahaleleri de o nispette artmıştır. Kazan'da iktidarı elinde bulunduran zümre bu sebepten dolayı Han seçiminde Rusların arzularına boyun eğmek zorunda kalarak Safa Giray'ı Han ilan ederler. Safa Giray'da 1547'de ölür. Bunun üzerine oğlu Ötemiş Giray iki yaşında Han olduğundan varisi Süyünbike devleti yönetir. Ruslar 1550'de Kazan'a hücum eder. Süyün Bike'de kahramanlar gibi savaşır ama şehir düşer ve diğer Kazan Beyleri ile birlikte o da esir alınır. Gemilere bindirildiklerinde halk gözleri yaşlı nehrin kenarında beklemektedir.

ıÜü

Kazan Melikesi var gücüyle bağırır:

"Kazan... Kaygulu, kanlı şehir!.. Başından tacın düştü... Sen şimdi dul kadın gibisin! Sen şimdi efendi değil, kul oldun!.. Sen başsız arslan gibisin! Her devlet akıllı Han ile idare edilir, güçlü çeri ile ayakta kalır!.. Bunlar olmayınca, herkes senden Hanlığı alır! Eski günlerini, bayramlarını hatırlayıp, benim gibi ağla artık... Nerede senin eski Hanlık bayramların? Nerede sendeki çocuklar, beğler, Töreler?... Nerede senin genç kadınların, güzel kızların; onların şen sesleri nerde?.. Hepsi kayboldu değil mi? Bundan sonra sende, bunların yerine ağlamalar, inlemeler olacak!.. Sende bal akan ırmaklar, pınarlar vardı... Bundan sonra onlarda senin evlatlarının kanları ve gözyaşları akacak!.. Rus kılıçları onları kırıp geçirecek!.. Ey Tanrım!.. Bizim en azgın düşmanımız olan İvan'a tez cezasını ver!.. Kazan'ın başına bu belaları açan Şeyh Ali ile Türeleri cezasız bırakma! Onlar beni düşman eline düşürünceye kadar çalıştı; çekmiş olduğum eziyet ve sıkıntıları onların da, onları umursamayan ve ülkelerine sahip çıkmasını bilmeyen Kazanlıların da başına ver Tanrım!.. Ver ki, bundan sonrakilere ibret ve ders olsun; başka Türk Yurtlarının başına böylesi gelmesin!..."

 

Bu esir alınıştan sonra Süyün Bike'ye ne olduğu konusunda kesin bir şey yoktur.

 

İparhan : Doğu Türkistan 1759 yılında Çin Mançu Yönetimi tarfından işgal edildi. Uygur Türkleri vatanlarını işgal eden Çin ordusuna karşı yıllarca direndiler. Tam 42 kez bağımsızlık mücadelesi verildi, sonuçta sayı ve teçhizat bakımından kıyaslanamayacak derecede fazla olan Çin ordusu, Rusların da yardımıyla bu mücadelelerden galip çıktı. O dönemin Doğu Türkistan Hanlarından Cihangir Hoca şehit edildi. Cihangir Hoca'nın eşi İparhan kocasının mücadele bayrağını ordunun başına geçerek sürdürdü.

 

Büyük mücadelelerden sonra Çin ordusu tarafından esir alınan İparhan, Pekin'e Çin İmparatoru Qienlung'a götürüldü. İmparatorun İparhan'a evlenme teklifi İparhan tarafından şiddetle reddedildi.

 

Ve bu kahraman Türk Kadını iffeti ve milletinin geleceği için, bir Çin'li ile evlenmektense canına kıydı. Bir kahraman gibi yaşadı ve bir kahraman gibi şehit oldu. Türk kadınının yüreğinde "Gelinlerin Anası" unvanıyla yaşayan kahraman İparhan'ı rahmetle anıyoruz.

 

Nene Hatun (1857–1955) : Erzurum'un Pasinler ilçesine bağlı Çeperler köyünde dünyaya gelen Nene Hatun, henüz 20 yaşında bir gelinken 1877-1878 yılları arasında yapılan Türk-Rus Savaşı'nda (93 Harbi) Aziziye Tabyası'nı sopayla, taşla, kazma, kürekle savunanlara katılarak cesurca savaştı. Daha sonra oğlunu Çanakkale Savaşı'nda şehit verdi. 1954 yılında 3. Ordu Müfettişi Orgeneral Nurettin Baransel Paşa'nın gayretleriyle kendisine "3. Ordunun Nenesi" unvanı verilip, cüzi de bir maaş bağlandı ve 1955 yılında anneler gününde "Yılın Annesi" seçildi. Erzurum manevraları sırasında Amerikan Generali Ridgway bu yüce insanın elini öptü. Nene Hatun bir kahramanlık ve analık sembolü olarak 98 yaşına kadar yaşadı. Kabri, uğruna savaştığı topraklarda, Aziziye Şehitliği'ndedir.

 

Halide Onbaşı (Edip Adıvar) (1884-1964) : 1919'da Sultanahmet Meydanı'ndaki nümayişde halkı işgallere karşı uyandırmak için yaptığı etkili konuşma sonrası hakkında tevkif kararı çıktı. 1920'de Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşı'na katıldı. İstanbul Hükümeti tarafından Mustafa Kemal ile birlikte hakkında ölüm kararı verilen altı kişiden biriydi. Mustafa Kemal onu Garp Cephesine tayin etti. Kendisine önce "onbaşı", sonra da "üstçavuş" rütbesi verildi. Savaşı izleyen yıllarda Cumhuriyet Halk Fırkası ve Atatürk ile siyasal görüş ayrılığına düştü. 1917'de evlenmiş olduğu ikinci kocası Adnan Adıvar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. 1939'a kadar dış ülkelerde yaşadı. 1939'da İstanbul'a dönen Adıvar 1940'ta İstanbul Üniversitesi'nde İngiliz Filolojisi Kürsüsü Başkanı oldu, 1950'de Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili seçildi. 1954'te istifa ederek evine çekildi ve 1964'te öldü. Değerli kahramanımız Kurtuluş Savaşını ve Türk kadınlarının mücadelesini anlatan ve Türk klasikleri arasına giren pek çok esere imza atmıştır.

 

Nezahat Onbaşı : Eşini yitiren 70. Alay Komutanı Hâfız Hâlid Bey, 8 yaşındaki kızı Nezahat'ı kimseye emanet edemeyip, yanına almıştı. Küçük Nezahat Çanakkale cephesinde muharebe havasına alışmış, Alay İzmit'e nakledildiğinde talimlere katılarak mükemmel at binmesini, silah kullanmasını öğrenmiş ve 12 yaşında "onbaşı" rütbesini almıştı. Babasının yanında cepheden cepheye koşmuş, çarpışmalara girmiş ve 100'den fazla düşman askeri öldürmüştü.

 

Nezahat Onbaşı 30 Ocak 1921 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmesi önerilen ilk vatandaşıdır ve bu öneri TBMM'de hararetle kabul edilmiş, ancak Kurtuluş Savaşı'nın hengamesi içinde işleme konulamamış, daha sonra da kararın yerine getirilmesi unutulmuştu. TBMM'nin "Şükran Belgesi'ne" 65 yıl sonra 78 yaşında bir nine iken kavuşmuştur.

 

Şerife Bacı : 1921 yılı Kasım ayında İnebolu'ya önemli miktarda savaş malzemesi gelmiştir. Malzemenin bir an önce Kastamonu'ya iletilmesi gerektir. Cepheye gidemeyip de köylerinde kalan yaşlılar sakatlar, kadınlar, Menzil komutanlığının malzeme taşınması haberi üzerine kağnılarla yola çıktı. İnebolu'dan kağnılara yüklenen cephaneler Kastamonu'ya doğru yol aldı. Bu cephane kollarında hep kadınlar vardı. Bunlardan biri de Şerife Bacı idi. Şerife Bacı top mermileri ıslanmasın diye kazağını mermilerin üzerine örtmüş, yavrusu ölmesin diye üzerine abanmış ve soğuktan ölmüştü, ama ölene kadar vücut sıcaklığını yavrusuna vermişti. Bugün Kastamonu'da şanına lâyık güzel bir anıtı vardır. Kastamonulular şehit Şerife Bacı'nın adını her yerde yaşatıyorlar.

 

Erzurumlu Kara Fatma (Fatma Seher Erden) : 1888'de Erzurum'da doğdu. Subay Suat Derviş Bey ile evlenip Balkan Savaşı'na katıldı. I. Dünya Savaşı'nda Kafkas Cephesine gitti. 1919'daki Kongre günlerinde, Mustafa Kemal'le bizzat görüşebilmek için Sivas'a gitti. Bu görüşmenin ardından, Milis Müfreze Komutanı olarak Batı Cephesinde görevlendirildi. 300 kişiyi aşkın birliği ile Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde Mehmetçikle birlikte destanlar yazdı. Büyük Taarruz'un ilk günlerinde General Trikupis'in birliğine esir düşmüşse de, kaçarak yeniden müfrezesinin başına geçmiştir. Kahraman kadın Kurtuluş Savaşı'ndan sonra "üstteğmen" rütbesi ile emekli oldu. Emekli maaşını Kızılay'a bağışladı. 1954 yılında TBMM kendisine yeni aylık tespit etti.

 

Halime Çavuş (Kocabıyık) : Kastamonu'da doğan, anne-babasının "kızım gitme" şeklinde yalvarışlarını dinlemeden milli mücadeleye katılan Halime Çavuş, uzun yıllar Halim Çavuş zannedildi. Kurtuluş Savaşı'na giderken erkek kılığına girdi, erkek gibi tıraş oldu, saçını kazıttı ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karıştı. Gün geldi savaş bitti, ancak o ne asker üniformasını çıkardı ne de her sabah tıraş olmaktan vazgeçti. Savaş sonrası Mustafa Kemal Paşa tarafından Ankara'ya çağrıldı. O'nun "Seni yollamıyorum, bizim kızımız ol" önerisine "Annem babam beni bekler" şeklinde cevap veren Halime Çavuş, "Ben ana-babaya itaatli evlada saygı duyarım" diyen Mustafa Kemal Paşa tarafından çeşitli hediyeler verilerek tekrar evine yollandı ve kendisine maaş da bağlandı.

 

Hafız Selman İzbeli : Kastamonu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Kadınlar Kolu kurucularından ve Kastamonu'da ilk kadın meclisi üyesidir. Kurtuluş Savaşı sırasında Kastamonu'daki kadınları toplamış, asker için çorap, kazak, fanila ördürüp cepheye göndermişti. Asker Kastamonu'ya geldiğinde hepsini yolda karşılayıp doyurmuştur.

 

Gördesli Makbule Hanım : 1921'de eşi Ustrumcalı Ali Efe ile birlikte Milli Mücadelede çete savaşlarına katılmıştır. 17 Mart 1922'de Akhisar Sungurlu hududu üzerinde bulunan Koca Yayla'da elinde silah düşmanla en ön safta savaşırken başından vurularak şehit edilmiştir. Şehit düştüğünde henüz 21 yaşındaydı.

 

Çete Emir Ayşe : Yunan askeri Aydın'a doğru geldiğinde iki arkadaşı ile birlikte Menderes'in diğer tarafına geçmeye çalışan Emir Ayşe, arkadaşlarının kayıktan düşüp boğulması sonucunda geri dönmüş ve Çanakkale'de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek almış, dağa çıkmış, Yörük Ali Efe'ye katılmıştır. Aydın'ın kurtuluşu olan 7 Eylül tarihine kadar Yunanlılarla savaşmıştır. Savaş sonrası Atatürk İstasyon Meydanı'nda Çete Emir Ayşe'nin de aralarında bulunduğu kahramanlara İstiklal Madalyası takmıştır. "Savaştığım Yunana karşı, elimde kalan en değerli şey Atatürk'ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyasıdır" demiştir.

 

Tayyar Rahmiye : Adanalı Rahmiye Hanım 9. Tümenin 1920 yılında Fransızlar ile yaptığı muharebeye müfrezesiyle katılmıştır. Başlıca görevi, keşif ve cephe gerisinde kundakçılık yapmaktır. Osmaniye yakınındaki demiryolu tünelini o patlatmıştır ve bölgedeki düşmanın cephane ikmalini büyük sekteye uğratmıştır. 1920'de Fransızlara karşı harekete geçildiği sırada askerlerde bir duraksama olunca "Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olarak yerlerde sürünmekten utanmıyor musunuz?" demiş ve aynı muharebede ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için ileriye atıldığında şehit olmuştur.

 

 

Adile Onbaşı (Tarsuslu Kara Fatma) : Asıl adı Adile olan, Tarsuslu Adile, Adile Onbaşı diye bilinen kahraman silah arkadaşları arasında "Kara Fatma" olarak anılırdı. 8-10 kişilik milis kuvvetiyle Afyon Savaşı'na katılmış, Tarsus'un kurtarılmasında da büyük yararlılıklar göstermiştir

 

Kılavuz Hatice : Adana'da Fransızlar'a karşı verilen mücadelede yer alan ve milis kuvvetlerine katılan Kılavuz Hatice, 8 Mayıs 1920'de milli kuvvetler Pozantı'da taarruza başladığında, kritik bir duruma düşen Fransızları kandırarak kılavuzluk etmiştir. Hatice, kılavuzluk yaptığı Fransızlar'a yanlış yol göstererek Karboğazı'na sokmuştur. Boğazda sıkışan Fransızlar, Türk askerine esir düşmüştür.

 

Saime Hanım : Milli Mücadele döneminde 15 Mayıs 1919'da Kadıköy'de düzenlenen nümayişe katılmış nümayişden sonra tutuklandıysa da kaçarak mücadeleye katılmış, yaralanmış ve İstiklal Madalyası almıştır. Savaştan sonra İstanbul Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapmıştır.

 

Yirik Fatma : Gaziantep'te Fransızlara karşı verilen savaşta (1 Nisan 1920-8 Şubat 1921) çete teşkilatına katılmak isteyen Yirik Fatma gelmesini istemeyenlere karşı "Benim kanım, sizinkinden daha mı şirindir?" cevabını vermiş ve çetecilerle birlikte yola çıkmıştır.

 

Süreyya Sülün Hanım : Van doğumlu Süreyya Hanım, Erek kasabasında 500 kişilik bir çeteye katılmış, 1,5 aylık bir çatışmadan sonra yaralanınca Erzurum'a dönmüştür.

 

Nazife Kadın : 9 Mart 1922'de Çanakkale Bigadiç civarını kuşatan Yunan ordusu Komutanı Nazife Kadın'dan bilgi istemiş, ancak o bilmediğini, bilse bile asla söylemeyeceğini ifade etmiş, bunun üzerine Yunanlılarca fırına atılarak şehit edilmiştir.

 

Domaniçli Habibe : Kurtuluş Savaşı sırasında cahil evladının düşmana yol gösterdiğini duyunca İnegöl'e inmiş, bir kurşunla oğlunu yere serip ardına bakmadan geldiği dağlara geri dönmüştür.

 

Satı Çırpan : Millet mekteplerinde okuma yazmayı öğrenen Satı Hanım, Kurtuluş Savaşında cepheye sırtında mermi taşımıştır. 1934 yılında Atatürk'ün kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermesiyle meclise giren ilk 18 kadın milletvekilinden biri olmuştu.

 

Bitlis Defterdarının Hanımı : Kahramanmaraş'ta düşmana karşı verilen mücadelede en fazla yararlılık gösterenlerin arasında bulunmaktaydı. Kayabaşı Mahallesi'nde 8 düşmanı öldürmüş daha sonra erkek elbisesi giyerek milis kuvvetlerine katılmıştır.

 

İnönü Savaşlarina Katılan ve Madalya Alan 12 Kadından İsimleri Tespit Edilenler: Ali kızı Alime, Hacı Osman kızı Fatma, Besim kızı Şükriye, Musa kızı Fatma, Veli Onbaşı kızı Ayşe, Molla İbrahim kızı Fatma, Ali kızı Ayşe, Molla Hasan kızı Fatma…

 

Ve, belgelerde adına rastlanmayan daha binlerce eli öpülesi, kahraman Türk kadını… Sizlere minnettarız, hepinizi saygı ve rahmetle anıyoruz.

 

Necip Türk milletinin yüksek seciyeli kadınları bu milletin ve vatanının bekası için doğurdukları yigitleri bu millet ve vatanın bekası için kurban etmeye alışmış kahraman varlıklardır. Yukarıda saydığımız kahraman Türk kadınlarının yanı sıra bu vatanın bekası için evlatlarını şehit veren nice analarıda unutmamak gerekir.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

6/3/2007 - SANATKÂR PADİŞAHLAR

Kategori: Tarih

 

Osmanlı padişahları sanatçı ve ilim adamlarını koruyup kollayan büyük hükümdarlardı. Her biri büyük bir âlim olan bu padişahların bu insanları korumalarının yanında sanatçı ruhu sahip olanları da vardı.

 

Sanatçı olan padişahlar şunlardır:

 

Sultan Dördüncü Murad (1612-1640): 17. Osmanlı padişahı olan Dördüncü Murad şiir ve musiki ile yakından ilgilenen birisidir. Şiirlerini "Muradi" mahlası ile yazmıştır. Aynı zamanda bestekâr olan Dördüncü Murad'ın "Şah Murad" mahlasını taşıyan 15'e yakın saz ve söz besteleri vardır.

 

Sultan Birinci Mahmud (1696-1754): 24. Osmanlı padişahı olan Birinci Mahmud çağında Türk musikisinin en canlı ve değerli dönemlerinden biri yaşanmıştır. Bu dönemde dev bestekârlar yetişmiştir. Kendiside bestekâr olan Birinci Mahmud "Sebkati" mahlası ile şiirler yazmış ve eserler bestelemiştir. Bestelerinden sadece birkaç saz eseri günümüze ulaşabilmiştir.

 

Sultan Üçüncü Selim (1761-1807): 28. Osmanlı padişahı olan Üçüncü Selim Türk musikisinin en büyük bestekârlarından birisidir. Ney üfleyip, tambur çalan padişahın hem şehzadelik, hem padişahlık yılları Türk musikisinin en parlak dönemini oluşturur. Döneminde yeni makamların bulunmasına yol açmış ve musikiye çok önemli gelişmelerin yaşanmasına olanak sağlamıştır. "İlhami" mahlası ile şiirler yazmış ve bu şiirleri bir divanda toplamıştır. Suzidilara, Arazbarbuselik, Nevahent, Kürdi, Şevkefza, Nevabuselik, Rast-ı Cedid gibi makamları düzenlemiş; Ayin, Durak, Peşrev, Kar, Murabba, Beste, Ağır Semai, Yürük Semai, Şarkı, Köçekce ve Saz Semaileri bestelemiştir.

 

Sultan İkinci Mahmud (1786-1839): 30. Osmanlı padişahı olan İkinci Mahmud "Adli" mahlası ile yazdığı şiirler son derece değerli eserlerdir. Üçüncü Selim'in musiki zevkinden ve terbiyesinden etkilenmiştir. Ney üflemiş ve tambur çalmıştır. Sözleri de kendisine ait olan Hicaz Kalender'i en ünlü eseridir.

 

Sultan Abdülaziz (1830-1876): 32. Osmanlı padişahı olan Abdülaziz ney ve lavta çalardı. Çeşitli saz ve sözlü eserler bestelemiş olan padişahın Şevkefza, Evcara ve Muhayyer makamlarında bestelediği eserler günümüze kadar gelmiştir. Aynı zamanda Sultan Abdülaziz'in oğlu Şehzade Osman Efendi (1874-1927) klasik formun en değerli bestecileri arasındaydı. Kız torunu Sultan Gevheri ise hem değerli bir bestekâr, hem de usta bir sazendeydi. Tambur, ud, lavta ve kemençe çalardı.

 

Sultan Mehmed Vahdeddin (1861-1926): 36. ve son Osmanlı padişahı olan Mehmed Vahdeddin piyano ve kanun çalardı. Eserlerinin önemli bölümü şarkı türünde olup hepsi günümüze kadar gelmiştir.

 

Sanatkâr olan bu padişahların yanında zanaatkâr olan Osmanlı padişahları da vardır.

 

Zanaatkâr padişahlar da şunlardır:

 

Sultan Birinci Mehmed: Yay ve Kiriş ustası, "Kürüşçü" adıyla anılırdı.

 

Sultan İkinci Mehmed: Bahçıvandır.

 

Sultan Birinci Selim: Kuyumcudur.

 

Kanuni Sultan Süleyman: Kuyumcudur.

 

Sultan İkinci Selim: Hacıların Hac yolunda kullanmaları için hilal şeklinde asalar yapardı.

 

Sultan Üçüncü Murad: Ok yapardı.

 

Sultan Üçüncü Mehmed: Kaşık ustasıdır. Okçuların kullandığı özel yüzükler yapardı.

 

Sultan Birinci Ahmed: Kaşık ustasıdır. Okçuların kullandığı özel yüzükler yapardı.

 

Sultan İkinci Abdülhamid: Kakma ve Süsleme sanatıyla ilgilenmiştir.

 

Cihanı engin hoşgörüleriyle yönetmiş olan bu padişahlar belki de bu hoşgörüyü ilgilendikleri sanat ve zanaat dallarıyla kazanmışlardır.

 

Her biri ilim ve irfan yönünden kutup olan ecdatlarımıza lâyık evlatlar olmaya çalışmalıyız. Bu büyük ecdatlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum. Mekanları cennet olsun.

 

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

22/2/2007 - TURAN'A GİDEN YOLLAR

Kategori: Tarih

 

Büyük Türkçülerden Ord. Prof. Dr. Reha Oğuz Türkkan'ın "Uyuyan Dev" adlı bir kitabının tanıtımı mahiyetindeki makalesinde bahsettiği, 300 milyonluk Türk Dünyasının Büyük Turan ülküsüne ilk adımları olarak atılacak 9 tohum ve ondan elde edilecek 10 meyvesinin bu ülkünün mensupları tarafından ve Türk devletleri tarafından uygulanmaya konması gerekir.

 

Türkkan'ın bahsettiği bu 9 tohum ve 10 meyvenin özetleri şöyle:

 

Birlikte hareketi oluşturmak, geliştirmek için 9 Tohum (veya Proje-Anahtar)

 

1. Adım: Ortak hareket alanlarını ve öncelikleri tespitte anlaşma sağlamak için kongreler;

2. Adım: Üst Türkçe ve Ortak Alfabe (bu tohum meyvesini verdiğinde, bütün öteki amaçlara ulaşmayı kolaylaştıracaktır);

 

3. Adım: Türk çocuklarının kalbine, Türk kardeşliği duygusunu ekmek; önce hisler düzeyinde, sonraki yaşlarda da bilgilendirerek (öğrenci değiş tokuşlar projesi de bununla ilgili);

 

4. Adım: Televizyon ve radyo yayınları (iletişim Türkçesinin en çabuk yaymanın anahtarıdır);

 

5. Adım: Ortak yarışmalar (yılın en iyi filmi, romanı, müziği, maçı... vb.);

 

6. Adım: İş dünyasında başarı ve fayda ödülü; (hep 2 yönlü)

 

7. Adım: Türk dünyasında iki yönlü turistik ve ticari geziler ve Ortak Pazar kongreleri: Vizesiz seyahat;

 

8. Adım: Tarihte birlik ve yarılık devirlerini işleyiş-birlikten güç ve refah ayrıyken acılar ve geri kalışların dramatik üslupla anlatımı (araştırma, film-belgesel ve konulu film-tiyatro, roman, şiir);

 

9. Adım: Türk dünyasının ortak yanları (albüm, gezer, sergi, devlet adlarına "Türk" isminin ilavesi (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki gibi) bayrakların bir köşesine bağımsız Türk Cumhuriyetlerini temsilen 7 yıldızlı hilalin ilavesi (yeni katılmalar olursa hilal sayısını artırarak);

 

Ortak Hareket'in Hedefleri (Meyveleri)

 

1- Ortak Pazar hedefi (meyvesi);

 

2- Dış siyasette ortak hareket hedefi; birlikte oy verme;

 

3- Güç ve güvenlik artışı için silahlı kuvvetlerin ortak stratejileri ve lojistiği; planlama, eğitim, silahlar, terörle mücadele.

 

4- Türk Cumhuriyetleri arasında anlaşmazlıkların giderilmesi için ortak hareket hedefi; birbirlerini resmen tanıma, ortak pasaport veya serbest dolaşım;

 

5- Eğitimde ortak faaliyetler ve başarılar; öğrenci-öğretimi kitap değiş-tokuşu, yayıncılıkta, kültür ve sanatta ortak faaliyetler;

 

6- Ortak turizm turları ve tanıtımları; karşılıklı geziler, yabancı turislere Türk dünyası (İpek yolu) turları;

 

7- Ortak iş projeleri ve daha büyük işlere girişebilme, başarabilme; Ortak Pazar, Ortak Para;

 

8- Ortak teknoloji çalışmaları; ortak yardımlaşma;

 

9- Çevre sorunlarını ortaklaşa karşılama;

 

10- Türkistan ve Oğuz Konfederasyonları için ortak çalışmalar.

 

Bunlar, bu günden attığımız her adımda ekeceğimiz tohumların yarınlarda vereceği 10 meyvesidir. Bu meyveleri elde edebilmemiz için ilk iş olarak 9 tohumu ekmemiz 9 adımı atmaya başlamamız lazım. Her bir projenin uygulamaya geçmesi bir adımın atılması demektir.

 

TTT

 

Türkkan Hocanın gösterdiği bu adımları tahlil edelim:

 

Ortak hareket alanlarını ve öncelikleri tespit için yapılması gereken kongre Başbuğ Alparslan Türkeş tarafından gerçekleştirilmiştir. Lâkin bu kongre Başbuğ'un vefatından sonra maalesef sahip çıkılmadığı için şu anda pek yararlı olmamaktadır. Bu kongre çoğaltılmalı ve daha aktif şekilde yapılmalıdır.

 

Ortak hareketin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi muhakkak ortak dil ve ortak alfabenin uygulanması gerekir. Türk devletlerinin kurulmasından 16 yıl geçmesine rağmen bu hedef maalesef gerçekleştirilememiştir.

 

Maalesef sadece adı milli olan eğitim sistemimiz yüzünden çocuklarımıza Türk kardeşliği hakkında hiçbirşey öğretilmemiştir.

 

Şu anda Türkiye'nin medyası neredeyse yabancıların eline geçtiği için bırakın Türk devletleri ile ilgili yayınları milli ve manevi değerlerimize aykırı yayın yapılmaktadır. Buna bir an önce çözüm bulunmalıdır.

 

Yozlaştırılmaya çalışılan milletimize hep batının yozlaşmış özellikleri empoze edilmektedir. Milletimize soydaşlarının filmleri ve romanları hakkında bilgilendirmeler yapılarak özüne döndürülmeye çalışılmalıdır.

 

Bazı bilinçli iş adamlarımız Türk Cumhuriyetlerinde şirketler kurarak onlara ekonomik destek vermektedirler. Tabii yeterli olmayan bu destek teşvikler sağlanarak daha da artırılabilir.

 

Maalesef batı hayranlığı yüzünden tatil dendimi Avrupa aklına gelen milletimize buralarında ne kadar güzel olduğu anlatılmalıdır. Vizesiz geçiş ise hâlâ daha halledilememiş bir konudur.

 

Orak olan tarihimiz miiletimize hâlâ daha tam anlamıyla öğretilememiştir. Yüzümüzü batıya döndüğümüz için soydaşlarımızın değerlerini anlayamamış durumdayız. Çok değerli sanatçılara sahip olan soydaşlarımız milletimize iyi şekilde tanıtılamamıştır.

 

Ortak olan atalarımız milletimize anlatılamaıştır. Bırakın ortak bayrağı vize sorunu bile aşılamamıştır.

 

Türkkan Hocanın ortaya koyduğu bu tohumların atılmasından sonra ortaya çıkacak olan mevyelere bir ek olarak da Muhtar Cumhuriyet şeklinde olan Türk topluluklarınında bağımsızlıklarının ilan etmelerine yardımcı olacağı açıktır.

 

Netice itibariyle Türkiye'nin şu anda girmeye uğraş verdiği gâvurlar topuluğu olan Avrupa Birliği aslında miyadını doldurmuş ve gerilemeye başlamış bir birliktir. Türkiye'nin öncülük yaparak kuracağı bir Türk Birliği Türkleri eskisi gibi dünyada sözlerinin geçtiği bir millet halene getirecektir. Çünkü şu anda dünyanın muhtaç olduğu petrol, doğalgaz gibi ürünlerin bulunduğu coğrafyaya sahip olan Türklerin yapmış oldukları birlik sayesinde dünyaya hükmedeçekleri açıktır.

 

İnşallah bu günleri hepimiz görürüz.

 

Allah Türk'ü korusun ve yüceltsin.

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Türk vatan ve milletinin bekasını düşünen ve bunların bekası için candan geçmeyi şeref bilen bir Türk-İslâm ülkücüsü ve Türk Birliği ülküsü olan Turan'ın gerçekleşeceğine sonsuz imanı olan milyonlarca Türkçü'den biriyim.

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Başbuğ
Atsızcılar
Atatürk
Ozan Arif
Ülkü Ocakları
Türk Ocakları
Prof. Dr. Ümit Özdağ
MHP
Yeniçağ Gazetesi
Ortadoğu Gazetesi
Hedef Turan
Ülkücü Mp3'ler
Radyo Turan
Başbuğ Türkeş
Orkun Dergisi
Türk Yiğitleri
Bozkurt Dergisi
Bozqurd
Türkçü Şehit ve Makaleler
Türkçü Düşünce
Türkçü Cephe
Bokurt - MHP
Irak Türkmen Cephesi
Türk Cumhuriyetleri ilgili haberler
Afyonkarahisar Haberleri
Afyonkarahisar Ülkü Ocakları
ÖZTÜRKLER
İsmail GASPIRALI
Oktay Sinanoğlu
Rauf Raif Denktaş
Sadi Somuncuoğlu
Tonyukuk
Türk-İslam Birliği
Mehmet Akif Ersoy
Atsız Ata
Necip Fazıl Kısakürek
OSMANLI İmparatorluğu
Türk Tarih Kurumu
Türk Dil Kurumu
Türk Dünyası Araştırma Vakfı
Kanal Türkçü
Türk Yurdu Dergisi
İlteriş Türkçü Dergisi
Abdullah Çatlı
Ülkem İlkem Ülküm
Doğu Türkistan
Avrupalı Ülkücüler
Sonkale
Milliyetçi Haber Sitesi
Vatan Turan
Hoca Ahmet Yesevi Ünv.
Türk Dünyası
Ermeni Soykırımı Yalanı
Devlet Arşivleri
Osman Öztunç
Ozan Nihat
Hasan Sağındık
Yusufiyeli
Türksoyla İpekyolu
Kutlu Sevda
Yeniçağ Televizyon Kanalı
Ahmet Şafak
Türkçemizi Canlandırma Derneği
Mahmut Polat
Türkçe Kampanyaları
Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilciliği
Üniversiteli Bozkurtlar
Hun Türk Otağı
Orhan Hakalmaz
Fransa Türk Federasyonu
Şehitler Ölmez
Türk Ruhu
Orhan Güzel
Estergon Haber Sitesi
Türk Diriliş Birliği
Türk Ülküsü
İbrahim Sadri
Ülkücü Şehitler
Kuvayy-ı Milliye Derneği
H. O. Tercüman Gazetesi
Komünist Nazım Hikmetov (Gerçekler)
Yalnız Kurtlar
Türk Tarihi
Mustafa Yıldızdoğan
Atilla Yılmaz
Ali Kınık
Aşık Sefai
Tanrı Kut
Alişan Satılmış
KKTC
AZERBAYCAN
KAZAKİSTAN
TÜRKMENİSTAN
ÖZBEKİSTAN
KIRGIZİSTAN
TACİKİSTAN
TATARİSTAN
KIRIM ÖZERK CUM.
BAŞKURDİSTAN
DOĞU TÜRKİSTAN
Korkut Eken
Bozokmedya Haber
İsmail Arabacı
21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü
Yeniden Türk Milliyetçiliği
Hasan Tahsin Kocabaş
FİKİRYOLU
GÖÇMEN KUŞLAR
CİHAN TÜRK OLSUN
Türk Mührü
GÖKTÜRKLER
TURANSAM
ÜLKÜCÜ
Anayurt Gazetesi
Türk Dünyası Gençlik Topluluğu
BİLGİCİK
Türkler Kardeştir
ATSIZ
Gri Dergi

Kategoriler

Arkadaşlarım

asenaezgi
nminnetoglu
kaanhankurultay
epolitic
asena06
tezene
kuvvaimilliye
kafkaslarinasenasi
ulkucuozelegitimciler
yasinceylan
hukuksal
kicgine
soyumturk
sivasbizim
34bozkurtselcuk34
ayhanim01
asilkan35
urungu41
guzelbirruyagordum
sohbetci25
benyaziyorum
metekan
sedatreisvatansever
imlakilavuzu
turkedogru
turkulusu
osmanlidevletitarihi
yuceltanay53
alperenulku
turkpasam
daimaileri
bozkurtsedatreis
turkislamulkuculeri
alikinik
ulkucusamet
aykizim
cxonbasi
vatanbekcisi01
bozkurt60
saclariniz
benyaziyorumflashheader
reisbayrak
mert3477
juniormarduk
buselihayat
turkislamulkucusu
webmasterkaynaklari
siberdevlet
turkyigitleri
gsligirl
islamhakdin
Umay Kız
farenjitnedir
yaban19
turkmenkizi23
kutludilek
teknikpcdersleri
ozanyurdu
gazgaz1
yalnizkurtunotagi
kesintisizguckaynagi
ersendadaslar
fiberoptikci
beyonceresimleri
yenicaggazetesii
ozlemlehayat
kizilelma0671
tegin1
coksakiniz
ogrncfrmorg
sezeryozgat
firargeceleri
hilalliler
hande02
canandansevgiler
aysuuun41
sevgiblogu
abdullahocelenasilsinmi